ARKADAŞ


HASAN YAKUP —Geçmişimizde; bugünümüzü göremeyecek kadar gözlerimiz kararmış, gereği kadar gerçekçi olamamış, ideallerimize ulaşmakta geç kalmışsak;

 Bu, duygularımızdan gelen aceleci uyarıların içimize doğan arzu ve heveslerimize yüklediği kuvvetle, daha iyi bir hayat kurmak istememizin saf, acemice ve sabırsızca atılmış adımların,

İş hayatının ve kurumun altyapısını oluşturan temel zenginliğini öğretmek, bugünkü hayatımıza hazırlamak, daha nitelikli olmamızı sağlamak ve iyi bir rol-model olmak yerine, küçük ve affedilebilir hatalarımızı kullanan, aptal muamelesi yapan, kendimizi göstermemize fırsat vermeyen ama sorulduğunda hep zarar veren, bizi “Ofis Boy” gibi gören karikatür zihniyetin ve yanlış arkadaş seçimin olağan sonucudur…

Arkadaş…

Arkadaş kimdir?

Bu soruya, inandığı dini inanış, yetiştirildiği sosyal ve kültürel çevre, aldığı eğitimler, yaşadığı problemler,  alışkanlıkları, kabiliyetleri, sahip olduğu kişilik, içindeki duygusal iklim, taşıdığı sorumluluk ve tecrübelerine göre herkesten farklı bir cevap alırsınız. 

Kimine göre eşit olmak, 

Kimine göre aynı şeyi düşünebilmek,

Kimine göre beraber aynı yöne bakabilmektir arkadaşlık…

Aldatılan için sadakat,

Yalnız bırakılan için paylaşmak,

Bazen de farkında olunmaktır arkadaşlık…

Kimi en zor günlerinde sığınacağı bir liman,

Kimi hoşça vakit geçirilen bir insan,

Kimisi de kardeşten öte görür arkadaşlığı…

İnsan, kendisini, kendisiyle aynı hisleri ve şartları taşıyan kişilerin anlayacağını düşünerek arkadaş seçimini yapar.

**

Önce sağlam ve karakter sahibi insanı bulmak, sonra iyi birer arkadaş olmak ve en sonunda bunu güçlü bir dostluğa dönüştürebilmek günümüzün en önemli kırılgan meselelerinden biridir.

Arkadaşını söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim atasözü, ortak özellikleri birbirine çok yakın olan ve aynı yöne bakan kimseleri tarif etmektedir.

Teoride insanın söylediklerinin tutarlı, davranışının mantıklı olması, söz verdiğinde tutması beklenir fakat pratikte bunu beklemek hem hayal kırıklığı yaşamaktan ve hem de kuru bir hayalcilikten öte gitmiyor.

Şahsi beklentilerin ön plana çıktığı,

Karşılıklı menfaatlerle paralel dostlukların kurulduğu,

Sadakat ve vefa hissinin bir erdem olmaktan çıktığı günümüzde,

Hep ben diye diye egosunun esiri olan,

Daha rahat bir hayat için yalanda sınır tanımayan,

Kendine göre bir atmosfer ve iklim oluşturmaya çalışan insan,

Devre dışı bıraktığı iradesi, aklı, mantığı ve vicdanının temelini oluşturan duyguları ile birçok dalda ya yeni bir rekor kırar ya da bir önce kırılmış rekoru egale eder.

Kusursuz dost arayan dostsuz kalır…

ruHerkesin zayıf bir tarafı olduğu kadar güçlü ve iyi taraflarının da olabileceğini kabul edip bunu anlamaya çalışıyor muyuz?

Eğer birbirimizin iyi taraflarıyla iletişim kurmayı başaramazsak, karşılıklı saygı ve sevgimizle birbirimizi mükâfatlandırmazsak kullanılacak farklı iletişim kaynağı çatışmaların, kavgaların ve gel-gitler’in ağır bastığı bir hayatı bizlere yaşatır.

Basit olaylar yüzünden insanların üzerini çizerek, gereksizce büyüterek, köprüleri atarak, “Aklımızdan geçirdiğimiz arkadaş modelini” bulma uğruna karşımıza çıkan her yeni insana “ideallik, mükemmellik ve güven testi” yaparak ömrümüzü tüketemeyiz.

Problemsiz, sıkıntısız, gürültüsüz, her şeyin yolunda gittiği, sıfır problemin yaşandığı ideal bir arkadaşlığı kendi yaşadığımız şartlara ve içinde bulunduğumuz özel duruma göre tek taraflı olarak hayatımıza yerleştirmeye kalkar veya karşı taraftan buraya yerleşmesini beklersek, sonunda eskiden kalma güzel hatıraların (o da varsa) gölgesinde yalnız yaşamaya devam etmek zorunda kalacak birer “Modern Robinson Crusoe” oluruz.

Demem o ki;

Hepimizin hayattan ve birbirimizden öğreneceği o kadar çok şeyler var ki,

Demem o ki;

Aynı duygu ve aynı düşünce çizgisinde buluşmayabiliriz; ama İnsanca yaşamanın ortak değerlerinde buluşabiliriz.

**

Dedikerimiz…

Hani deriz ya,

Gerçek dost kara günde belli olur diye…

 Hani sitem ederiz ya,

Sen iyi gün dostuymuşsun diye…

 Hani zorumuza gider ya,

Dost kazığı yedik diye…

Hani gönül koyarız ya,

Bırakıp da gitti dost bildiklerim diye…

Ve sonra;

O, doğruluğundan zerre dahi şüphe etmediklerinizin YALANLARINI yakaladığınızda,

O, her şeyini sahici zannettiklerinizin YÜZLERİNDEKİ YAPAYLIĞI gördüğünüzde,

O, toz konduramadıklarınızın ÇAMURA YATTIKLARINI sezdiğinizde, 

O, her şeyi ile orijinal bellediklerinizin DEFOLU OLDUKLARINI fark ettiğinizde,  

O, hayatımın rengi dediklerinizin İÇİNİZDEKİ RENKLERİ soldurduklarında,

O, paha biçemediklerinizin KUMAŞININ BOZUK olduğunu anladığınızda,

O, mükemmel dediklerinizin SIRADAN İNSANLARA dönüştüğünü hissettiğinizde,

O, kesintisiz güç kaynağı dediğinizin FİŞİNİZİ ÇEKTİĞİNİ öğrendiğinizde,

O, yokluğuna BEŞYÜZ METREDEN fazla dayanamadıklarınızın varlıkları KADAVRAYA dönüşüyorsa,

O, her şeyiyle sağlam dedikleriniz daha TARTIDA ÇÜRÜK çıkıyorlarsa,

O, birlikte yola çıktıklarınız en ufak pürüzde TUZLA BUZ oluyorlarsa,

O, “SOM” dediğiniz insan ne yapsanız da AYAR tutmuyorsa,

Boş yere nefesinizi tüketmeyin,

Boş yere kendinizi yormayın,

 Eğer bir insan;

Kendine saygı duymuyor, içindeki sese kulak vermiyorsa,

Anlayamayacak kadar duygusuz, göremeyecek kadar körse,

Sınırsız yalnızlığı seçiyor, amaçsızca oradan oraya yuvarlanıyorsa,

Hayatını, “Yama” olarak sürdürüyor, sonu iyiye gitmeyen bir yere doğru sürüklüyorsa,

Kalbi yumuşamıyor, keçi gibi inat edip lüzumsuz şekilde uzatıyorsa,

Kendi dünyasında kurduğu şahsi menfaatlerinin esiri olmuş bir zavallıysa,

Yapabileceğiniz hiçbir şey yok…

 

İki Cihan Peygamberi Hz. Muhammed (SAV) efendimiz bir Hadis-i Şerif’inde şöyle buyuruyor;

Bir yerde haksızlık varsa elinle düzelt, elinle düzeltemiyorsan dilinle düzelt. Bunu da yapamıyorsan kalbinle buğzet.

**

Sağlam irade ve yüksek karakter sahibi arkadaşlara sahip olmanın kıymetini en iyi bilen insanlardan biriyim.

Tıpkı, insanın sınırlarını zorlayan kabalara karşı gösterdiği üstün sabırla, mütevazı çizgisini hiç bozmayan, prensiplerinden taviz vermeyen, insanı dinleyen ve kendini ifade etme yolunu açan Hüseyin KÜSKÜ gibi…

Tıpkı, hep gerçekci ve çözüm odaklı olan, kalitesini her daim koruyan, hemen aynı yıl çok yakın sayılabilecek bir takvim aralığında işe başladığımız Taner KANTIK gibi…

Tıpkı, ucuz işlerle ve kişilerle işi olmayan, hayatını hep çalışmaya ve başarıya adamış Adem DANIŞIK gibi…

Tıpkı,İç dünyası ile dış dünyası arasında müthiş bir ahenk yakalamış, işlerini çok pratik yapan, müthiş bir muhakeme kabiliyeti ve yürütme becerisine sahip olan Ergün YURDAKUL gibi…

Tıpkı, insanlarla iyi iletişim kurabilen, uzlaşmacı yönü ve mütevazı yönüyle çevresinin takdirini kazanmış, kendinden feragat edebilecek kadar erdemli davranabilecek bir yüreğin sahibi Cüneyt KÖŞE gibi…

Tıpkı, uzun nekahat dönemimde beni sıklıkla arayan “İyileşip bir an önce ayağa kalkmanız için size de “Yasin-i Şerif” okuyorum” diyen, duanın gücüne bütün varlığıyla inanan Kayseri Bölge Birliği Pınarbaşı Tarım Kredi Kooperatifi Müdürü Yavuz Selim ERTEN gibi…

Tıpkı, yine uzun nekahat dönemimde beni yalnız bırakmayan, moral veren, destek olan, ailesinin üzerine titreyen, çocuklarına özgüven yüklemesi yapan, özsaygılarının gelişmesini destekleyen, herkesin farklı düşünebilme özgürlüğünün olduğunu, bir mesele karşısında mümkün olan en medeni ve en yüksek uyumu göstermelerini söyleyen, olumlu inisiyatif kullanmalarını isteyen, hayatın hep toz-pembe olmadığı gerçeğini öğreten, arkadaşlığın ve baba olmanın bütün güzel vasıflarını taşıdığına yürekten inandığım Ayşe ablanın eşi, Emine, Hatice ve Nezaket’in babası, Umut Kerem’in biricik dedesi Hacı Hüsnü KESKİN gibi…

**

Şükürler olsun ki; geriye dönüp baktığımda geçmişi hasretle anacak ve üzerinde sık sık duracak kadar bugünkü hayatta mahrum kaldığım ve sahip olamadığım hiç bir kıymet yok.

Şükürler olsun ki, hayatımda nadir denilebilecek sayıda keşkelerim oldu. Bu da her insanın ihtimal dâhilinde yaşayabileceği duygudur diye düşünüyorum.

 Şükürler olsun ki,

Düne ait, beni sessizce derinden izleyecek, her ilerlememde beni iç dünyama hapsedecek kadar büyük hatalarım ve günahlarım olmadıysa…

 Şükürler olsun ki,

Bugün,  geçmişimle barışık, beni huzursuz eden eskiden kalma yaşanmışlıklarıma ait ağır bir duygu ve utanılacak bir fiilim yoksa…

Şükürler olsun ki,

Yarın, geleceğe dair en küçük bir endişe taşımıyorsam bu, toprakla hemhal olduğumda dostluk, akrabalık, yakınlık ve hiçbir yardımlaşmanın olmayacağı, ilahi mobese kayıtlarının bütününün önümüze konulacağı, haklının haksızlık yapandan, mazlumun zalimlik yapandan hesabın sorulacağı, diriliş ve hesap verme günü olan kıyamet (mahşer) günü yapılacak büyük duruşmaya olan iman ve inancımdandır. 

**

Kızdığımızda, üzüldüğümüzde veya öfkelendiğimizde söylediğimiz “saçımızı yolmak” deyimi o anki durumu anlatmak için ifade edebileceğimiz özet bir cümle.  Üstad Necip Fazıl Kısakürek, boş bir şekilde yaşamanın, hayatı tam olarak anlayamamanın ve son pişmanlığın fayda vermeyeceğini şu iki mısrada bakın nasıl anlatıyor…

 Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var.

Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var…

**

Selam ve dua ile…

SEVDİĞİM SÖZLER

Dostunun kusurlarını ona yalnızken söyle başkalarının yanında ise onu öv.  (Aristo)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.