BENİ BİR TEK SEN ANLADIN


AKŞAM YAZILARI

 

Özenle seçilmiş sözcükler, sakin bir ses tonu, etkileyici bir vurgu, mimik ve jestlerle desteklenen bir

anlatım daima güzel sonuçlar verir.

İnsanlara kendini anlatmak zor, bazen anlamakta zordur. Doğru anlaşılmak insana nasıl huzur verir

içini rahatlatırsa, anlaşılmamak da bir o kadar korku verir.

Beni anlamak istemedi, anlasaydı böyle davranmazdı tarzında o bildik, klasik, iç teselliye dönük

savunma replikleriyle kendini avutur durur insanoğlu…

Ne diyor Mevlana Hazretleri; körler çarşısında ayna satma, sağırlar çarşısında gazel atma.

————————–

 BENİ BİR TEK SEN ANLADIN…

 Biraz sitem,

Biraz arabesk,

Biraz dokunaklı,

Fazlasıyla da espri yüklü bir söz…

Ünlü Alman düşünür Hegel hasta yatağında, öğrencisine, kendisini uğrattığı büyük hayal kırıklığı karşısında şu sözü söylediği iddia edilir: “Beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın!”

 **

İnsanın geleceğini belirleyen, kariyerini etkileyen ve hayatının akışına yön veren dinlemek, anlamak,

anlatabilmek, anlaşabilmek ile anlaşılmak üzerine kurulu bir döngü içerisinde sürekli ring yapıp duruyoruz.

İletişim kazalarının,

Kopan diyalogların,

Yaşanan anlaşmazlıkların,

Oluşan kırgınlıkların,

Gösterilen alınganlıkların,

Hayatta yarım bırakılan ne varsa içerisinde;

Biraz yanlış anlamak,

Biraz yanlış anlatmak,

Biraz yanlış anlaşılmak,

Biraz anlaşamamak,

Biraz dikkatsiz davranmak,

Çokça dinlememek,

Ve daha çokça da aynı ortak dili konuşamamak var…

**

Ağızdan çıkan her bir kelimenin tek müşterisi KULAK’tır…

Net, açık ve anlaşılır olmayan üstü kapalı bütün iletişimler insanı rahatsız eder.

Saçma sayılacak kadar anlamsız savruk cümleler kurmanın,

Konudan uzak yaklaşım göstermenin,

Niteliksiz sözler söylemenin,

Alaycı cevaplar vermenin,

Görmezden/duymazdan gelmenin,

Küçümseyici tavırlar göstermenin,

Seviyesiz espriler yapmanın,

Dikkatini vermemenin,

Önyargıyla yaklaşmanın,

Karşısındakine yokmuş gibi davranmanın,

Kendine ait olmayan yapay ve taşıma duygularla şuursuzca hareket etmenin sonucu hatadır, yanlış

anlamadır, yanlış anlaşılmadır.

Bütün mesele doğru anlamak, anlatabilmek, anlaşılmak ve anlaşabilmekse eğer etrafınıza şöyle bir bakın?

Sizi doğru anlayan, yaptıklarınızın doğru şeyler olduğunu söyleyen veya yanlışınız varsa da size doğru yolu gösterecek kaç kişi var hayatınızda?

İnsanın kendisini ifade edebilme gücüne bakarak, satır aralarında başka sebepler aramayan ve lüzumsuzyorumlarda bulunmayan kaç insan tanıyorsunuz?

Anladın mı? diye ısrar eden değil de, Anlatabildim mi? diyebilen kaç kişi sayabilirsiniz?

Sizi “siz” olarak kabul eden, doğrularınızla yanlışlarınız arasındaki farkı kapatmanıza yardımcı olacak kendini olgun insan sayan kaç tane özel insan var?

**

Aslında, bu yanlış anlaşılma denilen şey aynı cümleye, aynı davranışa, aynı bakışa, aynı tavır veya duruşa farklı anlamlar yüklemek değil midir?

Bu yanlış anlaşılma denilen şey sadece tek taraflı bir durum da değildir. Siz ne söylerseniz söyleyin cümlelerinizi farklı taraflara çekecek insanlar her zaman vardır hayatımızda ve var olmaya da devam edecek. Ama nedense bu yanlış anlaşılma korkusundan konuşamayan insanlar bende, bir türlüaşamadıkları o özgüven eksikliğini üzerlerinden atamadıkları hissini verir Önemli olan; bizlerin neyi ne kadar istediğimizi veya istemediğimizi söyleyebilmemiz ve kendimizi ifade edebilmemiz değil midir?

Önemli olan; eğer kalbinizle bir şeye karar vermiş ve o işin ne için yapıldığını düşünmeden tereddütsüz

söyleyecek kadar güçlü ve tertemiz niyetlerle hareket ediyor olmamız değil midir? Emin olun Allah (CC)

doğru insanların yanındadır.

 

**

Köprüleri atmak, gemileri yakmak…

Niyetiniz iyiyken kötü görünmek, en yakınınızdaki bir kişi tarafından bile tam olarak doğru anlaşılamamak çok üzücü bir durum olur sanırım.

Söylediğiniz sözler karşısında açıklama yapmak, geri adım atmak istemiyorsanız; her türlü yanlışın ve yanılgının önüne geçmek için beden dilinizi çok iyi kullanmak, mimiklerinizi kontrol etmek, sözlerinizi muhatabına göre ayarlamak, ağzınızla kulağınız arasına sağlam bir köprü kurmak zorundasınız.

İnsanı zor durumda bırakan ve günün kötü geçmesine neden olan bu yanlış anlaşılma yüzünden karşınızdakilerle bir anda bütün köprüleri atabilir, bütün gemileri yakabilirsiniz…

Peki, hayatın birçok noktasında bazen şaşırtıcı, bazen komik bazen de hoş olmayan sonuçlarıyla karşımıza çıkan “yanlış anlama/anlaşılma” problemini tamamen ortadan kaldırmak mümkün mü?

Çok zor.

Neden mi?

Çünkü bir konunun anlaşılır olması yalnızca anlatanın kabiliyetine değil dinleyenin de idrak kapasitesine de bağlıdır da o yüzden.

 Çok zor.

Neden mi?

Çünkü ağızdan çıkan ve menzilini aşarak hedefine ulaşan sözün sonunda yüz seksen derecelik bir “U” dönüşü yaparak;

Göründüğü gibi değil,

Öyle demek istemedim,

Durum sandığından farklı,

Sana her şeyi açıklayabilirim,

Sözlerim yanlış anlaşıldı,

Dilim sürçtü…

Gibi cümlelerle durumu idare etmeye çalışsanız da, kurtaramazsınız da o yüzden…

 **

Ve ihtimaller…

Sylviane Herpin adında bir hanımefendi insanların birbirlerini yanlış anlaması için olabilecek ihtimalleri şöyle sıralıyor.

Düşündüğünüz

Söylemek istediğiniz

Söylediğinizi sandığınız

Söylediğiniz

Karşınızdakinin duymak istediği

Duyduğu

Anlamak istediği

Anladığını sandığı

Anladığı

Arasında farklar vardır.

Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az dokuz ihtimal vardır.

**

Bugünün dünden, yarının bugünden bir farkı olmalı…

Düşünüyorum da;

Keşke, herkes doğru olanı doğru şekilde anlatabilse,

Keşke, herkes leb demeden leblebiyi anlayabilse,

Keşke, herkes hayatta kendinden emin sağlam adımlar atabilse,

Ne dert ne de tasa, hayat daha da güzel olurdu…

Anlatılanları doğru anlayan ve kendimizi doğru anlatabilenlerden olmamız dileğiyle.

Selam ve dua ile…

SEVDİĞİM SÖZLER

Aslında insanlar, bazen suçlu olduklarını kabullendikleri için değil, sadece karşıdaki sussun diye

özür dilerler. Paulo COELHO

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.