YOLSUZLUK BUNUN NERESİNDE!


İstanbul için yıllar yıllar önce, taşı toprağı altın, denilmemiş miydi, denilmişti. Öyleyse altın gibi bu taşı toprağı değerlendirmek en akıllıca hareket tarzı değil mi, öyle. Şimdi, elde bir toprak parçası var. Neymiş, imar mevzuatına göre oraya örneğin 10 katlı bina yapılabilirmiş. Yaptınız 10 katlı binayı diyelim, her katta 4 adet, toplam 40 daire. Yani 40 hane ev sahibi olabilecek. Şimdi, 10 kat yerine 15 kat inşaat yapılsa kime ne zararı var. Daire sayısı 60’a çıkmaz mı, yani 60 hane ev sahibi olmaz mı.   Ayrıca, 40 yerine 60 daire yaparsanız, daha çok çimento kullanılmaz mı, daha çok su borusu, daha çok elektrik kablosu, daha çok karo, fayans, boya kullanılmaz mı, daha fazla işçiye iş sahası açılmaz mı, daha çok kar eden müteahhit daha fazla vergi öder ve Maliye’nin vergi tahsilatı artmaz mı, belediyelerin emlak vergisi tahsilatında artış olmaz mı?

Neymiş, oraya 15 kat olmazmış, 10 katlı bina yapılmalıymış. Sığ düşüncenin bu kadarı yani!

Ama neyse ki geleceği daha iyi okuyan ufku geniş işadamları var. Bakıyorlar “olur olmaz kişiler” tutturmuş “10 kat olacak da 10 kat” diye, o inat bağnazları bypass edip daha yukarılara başvuruyorlar. İzah ediyorlar durumu ve sorun aşılıveriyor.

Ne oldu şimdi; kim kaybetti 10 kat yerine 15 kat yapılınca. Devletin bir zararı var mı, yok; o inşaata malzeme sağlayan sanayicinin zararı var mı, yok; o inşaatta çalışan işçinin zararı var mı, yok; tam tersine herkes karda!

Ya da başka bir örnek, 50 dönüm arsa inşaata ayrılmış, ama bunun 30 dönümü park, 20’si inşaat olacakmış, müteahhit “Yahu şu inşaat oranını artıralım; 40 inşaat olsun, parka 10 yeter” demiş. Yani aynı durum; 10 dönüm park az mı, zaten parktan geçilmiyor İstanbul ve diğer şehirlerimiz.

Ha Kiev, ha İstanbul! Ne demiş Alman edebiyatçı Goethe Ukrayna’nın başkenti Kiev için: “İçinde parklar olan şehirler gördüm ama parkın içinde şehri ilk kez görüyorum.”

Onun için “Artık yeter” diyor İstanbullu da, “Park park, nereye kadar”…

Bir dere, berrak mı berrak, buz gibi akıyor suyu. Köylüler yararlanıyor, doğa yararlanıyor. Ama birileri bu gerçeği görmezden gelip, “Su boşa akıp gidiyor, şu suyun birazını şişeleyip satsam ne olur ki” diyor. Alıyorlar gereken izinleri, dediklerini yapıyorlar, kuruyorlar bir tesis, önce suyun birazını, sonra birazını daha ve sonunda tümünü şişeleyip satmaya başlıyorlar.

O su zaten bir süre sonra ya yine yer altına inip “kayboluyor” ya da bir yerlerden denize karışıp gidiyordu. Böylece ne yapılmış oldu; tabii ki ekonomiye kazandırıldı.

Daha çok vatan evladı temiz su içer oldu, daha çok vatandaş o suyun nakliyesi, perakende satışı gibi işlerle para kazanmaya başladı, Maliye vergi elde etti, bu arada birileri de para kazandı. Suyun yok olmasının bu kadarcık da bedeli olur ama değil mi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.