TÜRK DÜNYASININ BÜYÜK KAYBI


ABİM TURAN GÜVEN

70 yıllık hayatının ardından abim Prof. Dr. Turan Güven’in vefat ettiğini burada yazmaktan dolayı çok üzgünüm. Abim, yüksek bir ahlaka, meslek karakterine ve inovasyona sahip, bir kardeşin isteyebileceği, örnek alabileceği mümtaz bir kişi, mükemmel bir abi, iyi bir insan, iman sahibi bir mümin, ülkesini, milletini, devletini seven bir dava ve ülkü adamı idi. 

Geçtiğimiz ay kaybettim abim Prof. Dr. Turan Güven’i. Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Hastalığına ilk teşhisin konulduğu andan, yoğun bakıma alındığı ana kadar (Özellikle son bir ayında) hep yanı başındaydım. Yeğenim (Oğlu) Selçuk gece yarısı “Amca, babamın kalbi durmuş” diye hastaneden aradığında içim yandı. Anlık bir duraksamanın ardından hemen hazırlandım ve hastaneye koştum. Her ölüm haberi aldığımda “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”, “Şüphesiz Allah’tan geldik Allah’a döneceğiz” ayetini hatırlar, dilimin döndüğünce okurum. Bilirim ki, her Mümin Müslümana söylenmesi gereken bir vefa borcudur bu.

BAŞARILI BİR ÖĞRENCİ, ÇALIŞKAN BİR BİLİM İNSANIYDI

Abim, İlk ve Ortaokulu Kadirli’de sınırlı imkânlar içerisinde okumuş, Mersin Öğretmen Okuluna oradan da Ankara Yüksek Öğretmenler Okuluna girmeyi başarmış, başarılı bir öğrenciydi Ankara Üniversitesi Fen Fakültesini ve Ankara Yüksek Öğretmen Okulunu bitirdi. Mezuniyetinden hemen sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümüne Asistan olarak girdi. Akademik kariyerini Biyoloji alanında, (özellikle de hücre, hücre biyolojisi ve elektron mikroskobu üzerinde) yaptı. Onlarca konferans, sempozyum, kongre ve panele katılım sağladı. Yine Ulusal ve uluslararası Hakemli, bilimsel ve çeşitli kültürel ve siyasi dergilere makale hazırladı, yazılar yazdı. Binlerce öğrenci, yüzlerce yüksek lisans öğrencisi ve onlarca doktora öğrencisi ve bilim insanının yetişmesine vesile oldu. Çalışma disiplini ve mesleki birikimiyle öğrencilerine örnek oldu, bu konuda ufuklarını açtı. Derslere girmeden önce anlatacağı konu (lar) üzerinde hazırlık yapar, öğrencilerinin karşısına öyle çıkardı. Darwinizm’e karşı çıkan bilim insanıydı. Bu alanda çok sayıda makale yazdı. Darvinci, ateist, materyalist akademisyenlere karşı televizyonlarda “evrim teorisi” konusunda yayınlanan programlara konuk oldu. Bilimi, Dini, İslam’ı, Allah’ı anlattı. Darwin teorisinin bilim kılıfı giydirilmiş bir dünya görüşü ve ideolojiye tekabül ettiğini söylerdi.

OKUMAYI ÇOK SEVEN PROFİLİ YÜKSEK BİR İNSANDI

Kitapları ve okumayı çok severdi. Çok okuyan, çok çalışan, çok düşünen, üreten, ilim aşkıyla dolu, birikimli, entelektüel, münevver bir insandı. Alanı dışında Sosyoloji, Psikoloji, Felsefe, Mantık, Dünya siyaseti ve Aktüel kitapları okur, okuduğu kitaplarda öğrendiklerini mutlaka küçük küçük notlara alır, yaşantısıyla birleştirirdi. Profili yüksekti. Yüce kitabımız Kuranı Kerim’i okur-anlar, Peygamberimizin hayatını örnek alırdı. İlmihale hâkimdi. Yengemle birlikte hacca gitmiş, hacı olmuştu. 1970 yılından beri Üniversite ve Eğitim, Ahlak, Din ve İslam, Toplum ve Gençlik, Ülkücülük ve Milliyetçilik üzerine Milliyetçi dergilerin çoğunda çok sayıda sosyal içerikli yazılar yazdı. Yazdığı Lise Biyoloji Ders Kitapları 1985–1997 yıları arasında 12 yıl süreyle Türkiye’de tüm liselerde okutuldu.

Hayatının son anına kadar okudu, son nefesini verinceye kadar hastane odasında dahi örnek bir insan oldu. Durumu ağırlaşıp hastaneye kaldırılmadan hemen önce evindeki çalışma odasına beni çağırmış, yazdığı son kitaptan bahisle on bölümü tamamladığını söylemiş, yeniden gözden geçirmemi benden istemiş, son iki bölümü de kendini toparlar toparlamaz tamamlayacağını ifade etmişti. Hasta yatağında yazdığı kitaptan bölümler okumamı benden ister, önemli yerleri mutlaka işaret ederdi. Bu abimin okuma aşkını, yazma sevdasını, topluma faydalı olabilme arzusunu, geride yazılı bir eser bırakabilmenin bitmek bilmez heyecanını gösteren bir şeydi.

68 KUŞAĞININ EFSANE ÜLKÜCÜ İSMİYDİ.

Hayatı hep mücadele ve çile ile geçti. Merhum Başbuğ Alpaslan Türkeş’i ve Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu yakından tanıyan, siyasi mesaisi olan son şahitlerden biriydi abim. Ülkücü harekete, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesinde öğrenci iken (1967-1968 ) girdi. Ankara Ülkü Ocakları Birliği’nin kurucusu ve ilk Yönetim Kurulu Üyeleri arasında yer aldı. Yüksek Öğretmen Okulu Ülkü Ocağı Başkanlığı, MHP Gençlik Kolları Genel Başkanlığı; Üniversite, Akademi ve Yüksek Okul Asistanları Derneği (ÜNAY) Genel Başkanlığı; Ülkücü Öğretmenler ve Öğretim Üyeleri Derneği (ÜLKÜ-BİR) Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Ankara’da çıkan öğrenci olaylarından dolayı üç kere ceza evine girdi ve bir ay da Ankara Sıkıyönetim Komutanlığında gözetim altında kaldı.

Dönemin Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun daveti üzerine siyasete girdi. Genel Başkan Yardımcısı olarak görev aldığı BBP’den 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan Genel Seçimde Osmaniye Milletvekili adayı oldu. Siyasete girdi ama asla siyaset yapmadı. Seçim çalışmalarında, hep İnandığı şeyleri cümlelere dönüştürdü. İçi boş vaatlerde bulunmadı. İlkelerinden, değerlerinden taviz vermedi. “Abi, siyaset yapmayı beceremiyorsun” dediğimde, bana güleryüzle hep “haklısın” derdi.  İnanmadığı bir şey için asla referans olmazdı. Bunu da talep sahiplerine nedenleri ile birlikte doğrudan söylerdi. Hayatın hep içinde oldu. “Bana ne” demeyi de bir türlü başaramadı. Siyasete küstü ama insanlara küsmedi. 2002 Genel Seçim sonrası siyasî hayatını bir daha dönmemek üzere noktaladı. Sonraki seçimlerde yapılan hiçbir milletvekili olma teklifini kabul etmedi. Üniversitedeki görevine geri döndü.

ÇOK ÇALIŞKAN VE SOSYAL BİR İNSANDI

Üniversiteye sabah çok erken saatlerde gider, odasında çalışırdı. Çok ziyaretçisi olurdu. Telefonsuz, randevusuz, çat kapı içeri girenlerden çalışamadığından, onları üzmemek veya hayır dememek içinde bazen kapıyı kilitlediğinden bahsederdi. Yalan söylemez/söyleyemezdi de. Sosyal ve Kültürel amaçlarla kurulan dernek ve vakıfların kuruluş çalışmalarında ve yönetiminde bulundu.

Aynı topraklardan kopup gelen, gerek iş kurarak veya iş bularak hayatını kazanmak isteyen, gerek tahsil yapmak ve gerekse memuriyette bulunan hemşerilerimizin hemşehrilik bağını güçlü tutmak, iyi, güzel ve zor günlerinde birarada bulunmalarını sağlamak, karşı karşıya geldikleri problemleri bir nebze çözebilmek için KADİRLİ EĞİTİM VE KÜLTÜR VAKFI’NIN (KAVAK) kurulması için çok çaba harcadı, çok emek verdi. Kurucu Üye ve Genel Başkanlığını yaptı.

25 Mart 1912’de, “Türk milletini sevmek ve yüceltmek” olarak tanımlanan Türkçülük ülküsüne bağlı olanların kurup bu güne kadar yaşattığı “TÜRK OCAĞI HARS HEYETİNDE” bulundu.

Dayanışma, yardımlaşma, mesleğin ortak çıkarlarını savunma ve alanında etkili olmak amacıyla kurulan, kolektif yönleri olan BİYOLOGLAR DERNEĞİ Genel Başkanlığında bulundu.

1979 yılında Ülkücü Şehitlerin aileleri ve cezaevlerinde yatan Ülkücüler için kurulmuş olan SELÇUKLU SOSYAL GÜVENLİK, EĞİTİM, KÜLTÜR VE DAYANIŞMA VAKFI (SOGEV) Genel Başkanlığını yaptı.

KÜÇÜK YAŞTA YETİM KALMIŞ BİR İNSANDI, ABİM

Abim çok küçük yaşta babasını hastalıktan kaybetmiş, yetim kalmış bir insandı. Yazdığı ve 2006 yılında yayınlanan “İnsan Gelecekte Yaşar” adlı otobiyografi kitabında yetim kalışının hikâyesini şöyle anlatıyordu.” Babam askerde verem olmuş ve İstanbul Sarayburnu’ndaki Verem Hastanesine yatırmışlar. Sanki oracıkta hemen ölecekmiş hissine kapıldığı için, asker arkadaşı olan üvey babama ‘geride bir oğlum var, ona sen sahip çık’ demiş.   Hakikaten hastalığı gün geçtikçe ağırlaşmış ve tebdilihava için köye göndermişler.  Köye geldikten sonra biraz canlanır gibi olmuşsa da, hastalık yeniden azmış ve İstanbul’a geri dönememiş. 1 Ocak 1952 tarihinde ölmüş.

YETİMİ İTİP KAKMAYAN BİR İNSAN…

“Yetimi itip kakmayan bir insan” arabaşlığı ile babamız Halil Cangüven’i (Hılıl Usta) ise şöyle anlatıyordu; “Yüce kitabımız Kur-an’da Maun Suresinin ilk iki ayeti “Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi iter kakar…”diyerek başlıyor. Gerçekten de, dini yalanlayanların özelliklerinden biri de yetimi itip kakmaktır. Yani kötü muamele etmek, onurunu kırmak, dövmek, hakkını gasp etmek, taciz etmek, maddi-manevi işkence yapmak ve emeğini sömürmektir. Toplumda birçok çocuk, üvey baba baskısı veya üvey ana dışlaması yüzünden evi terk etmiş, ruh sağlığını bozmuş ve sokaklara düşmüştür. Böyle sevgisiz ve paylaşmayı bilmeyen üvey ana veya üvey babalar yüzünden kim bilir ne hayatlar sönmüştür. Şükürler olsun ki, üvey babamda bu kötü huyların hiçbirisi yoktu. O, kişiliğimin şekillendiği bir zamanda muhtaç olduğum baba şefkatini benden hiç esirgemedi. Bu yüzden, babasızlığın psikolojik eksikliğini ve ezikliğini hiç hissetmedim.

Ailede biri kız, altısı erkek olmak üzere yedi kardeştik. Adları Ali (lakabı Yaşar), Tahsin (lakabı Hoca), Ekrem (lakabı Karadayı), Mehmet Fatih (lakabı Zorlu), Hasan Yakup (lakabı Polat-anamın dedesinin adı) ve Bilge… Hepimiz bir arada büyüdük. Babamın farklı olması, kardeşlerimle aramda “kardeşlik” duygusunu zayıflatıcı en küçük menfi bir etki yapmadı. Hiç şüphesiz, aramızda kardeşlik bağlarının güçlü olmasında en büyük etken, aynı ana rahmini paylaşmamızdı. Çünkü kalıtımsal olarak kardeşlerimle aynı kromozomlarımın yarısı ortaktı. Bu biyolojik unsurun ve genetik bağın da ötesinde, babamızın iyi bir insan olması ailenin geleceğini kurtarmıştı… Onu burada “üvey” kelimesi ile anmak bile bana üzüntü veriyor. Çünkü vefatına kadar ağzından beni üzecek kötü bir kelime duymadım. Hiçbirimize haksızlık ve farklı muamele yapmadan, hepimizi kucakladı ve büyüttü. Evin geçimini temin etmek için elinden gelen her türlü meşru işi yapardı”.

BİZ ANNEDEN KARDEŞTİK…

Evet, abimin kaleme aldığı ve hayatını yazdığı otobiyografisinde anlattığı gibi biz anneden kardeştik. Beni, bizi, bizleri, abimi uzak-yakın tanıyan, birlikte mesai yapan, sohbetinde bulunan pek çok arkadaşımız, dostumuz, hemşerilerimiz abim Turan Güven’le “ANNEDEN KARDEŞ” olduğumuzu bilmez(di). Hem nereden bileceklerdi ki. Ne yakınlarımızla, ne iş hayatımızda ne de sosyal çevremizde bunun konusu açılmaz, bahsi geçmezdi. Aile belleğimizde “üvey” olmanın hiçbir olumsuz sonucunu bizde göremez, duyamazsınız.

ÖZ OLMANIN LEZZETİNİ, DAMAK TADINI BOZMADIK

Bugün, buna çok şaşırmış, hayretler içinde kalmış da olabilirsiniz.

Bu duruma iç sesiniz size ne söyler, nasıl bir duygu değişimi yaşarsınız bilemem.

Bu durumda öz kardeş-üvey kardeş ayrıntısına girer misiniz bilemem.

Bundan sonra “üvey kardeşmişler” sözcüğünü bizler için kullanır mısınız bilemem.

Ama bildiğim şu ki, “bizler, ailemiz, ailelerimiz”, toplumun, ebeveynleri farklı çocuklar için kullandığı “üvey kardeş” sözünü hiç sevmedik, bu inancı hiç taşımadık, bundan hep uzak durduk.

Abimle babamız farklıydı, aynı soyadı taşımıyorduk, “AYNI KANDAN” değildik ama “AYNI ANADAN”, “AYNI CANDAN’DIK.

Hem kardeş, “aynı karnı” paylaşmış kişiler, yani “KARINDAŞ” demek değil midir?

Evet, biz kardeştik.

Biz, aynı göbek kordonundan beslenmiş,

Biz, aynı annenin karnında gelişmiş,

Biz, aynı anneden dünyaya gelmiş birer “KARINDAŞTIK”…

Biz, iyi birer kardeştik…

Biz, pek çoğunun diliyle söylediği gönülden reddettiği, üç kuruşluk dünya malı miras için birbirlerine giren kardeşlerden de olmadık.

Biz, abimin yetimliğine “acıdan gelen nimettir” dedik, “öz olmanın lezzetini, damak tadını bozmadık”.

Biz, usulden değil, esastan kardeştik.

Biz harbiden iyi birer kardeştik…

Hem yalnızlığın diğer adı değil midir “üvey”lik…

Oysa biz birbirimizi hiç yalnız bırakamadık ki…

Biz, birbirini yalınsız, menfaatsiz, karşılıksız ve çıkarsız seven birer “kardeştik”

SON SÖZ

Yarım asra yakın akademik tecrübesiyle üniversite eğitim hayatına emek vermiş, hep aynı dili konuşmuş, mağduriyetler yaşamasına rağmen mutedil davranmayı bilmiş, devletine ve milletine küsmemiş, bilim adamlığı, teşkilatçılığı ve sosyal nezaketi ile her çeşit dünyevi ve siyasi düşüncelere sahip olanların da saygısını kazanmış, görev aldığı sivil toplum kuruluşlarında önemli hizmetlerde bulunmuş değerli bir bilim insanıydı.

Abim iyi bir arkadaş, iyi bir hoca, iyi bir yazar, iyi bir siyaset ve dava adamı idi…

Bizim için, abi olmanın ötesinde; Her ihtiyacımıza koşan, Derdimizle dertlenen, En sıkıntılı anlarımızda destek olan, Ailemizin direği, neşe ve huzur kaynağı, dayanağımız, BABAMIZ ’dı. Yüksek bir ahlaka ve meslek karakterine sahip, bir kardeşin isteyebileceği mükemmel bir abi, iyi bir insandı.

Biliriz ve iman ederiz ki, şahadet getiren herkes Müslümandır. Abim, Nefsine hâkim, samimi bir Müslümandı. İslam dininin emir ve yasaklarını eliyle, diliyle, kalbiyle yaşamaya ve yerine getirme gayreti gösteren, bunu hayatına tatbik eden nadir bir ‘Mümin’di. kimseye zararı olmayan, gayet mütedeyyin, çok inançlı bir insandı.

Hiçbir iktidar peşinde koşmayan, nemalanma nedir bilmeyen, basitliğe tamah etmeyen, dünya malının ve eşyanın kölesi olmayan, hayatında yalpa yapmamış bir vatandaştı.

“Fikrinde bir namusu var” derdi; yağ, bal-kaymak, cila olan bir yazısı olmadı. Yürüdüğü yolda hep dimdik yürüdü.

Hiç bozulmadı, hep insan kaldı…

EMİR ALLAH’IN

“Emir Allah’dan” yani en büyük makam sahibi, kudreti sonsuz olandan geldi. Ölüm, sözün bittiği, duanın başladığı andır. Takvimi geriye döndürmek imkânsız. Amentüye inanır, iman ederiz. Ölümün ne zaman ve ne şekilde geleceğini, bizleri nerede yakalayacağını yüce Allah’ tan başka bilen yok. Benim, gönül insanı, çileli abim, Allah (C.C.) sana rahmetiyle muamele eylesin. Makamın Cennet, kabrin pürnur olsun inşaallah.

Büyük emekler verdiğin Ankara Üniversitesinde, Kırıkkale Üniversitesinde, Gazi Üniversitesinde, gelip geçtiğin bütün güzergâhlarda, hep seni düşünecek, hep seni anacak, hep seni ziyaret edecek, hep seni hatırlayacağım. Bedenin toprakta ama ruhaniyetin burada bizlerle olacak. Ha sen ukbada-bâki olan âlemde, ha biz dünyada olmuşuz, ne fark eder ki…

Ben, sen bu dünyada iken senden razıydım…

Ben, sen bu dünyada iken seni iyi bilirdim…

Ben, sen bu dünyada iken sana kefil olur, öbür dünyada şahitlik ederim…

Bu dünyada, üzerinde zerre-i miskal kadar hakkım varsa helal olsun, helal olsun, helal olsun…

HER ÖLÜM KENDİ ACISINI YAŞATIR

ZAMAN DURUR

GEÇMİŞ UZAR

GELECEK KISALIR

ETRAFIN BOŞALIR, YALNIZLAŞIRSIN

AMA BÜTÜN ACILARA RAĞMEN

HAYAT DEVAM EDER…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.